İklim değişikliği, deniz ekosistemleri üzerindeki etkisini her geçen yıl daha görünür kılıyor.
Deniz Kâşifi, 2025 yılında Akdeniz ve Marmara Denizi’nde gerçekleştirdiği kesintisiz ölçümlerle deniz sıcaklıklarındaki artıştan oksijen seviyelerine, aşırı hava olaylarından müsilaj oluşumuna kadar pek çok kritik başlıkta önemli veriler sundu.
Elde edilen bulgular, Akdeniz’de artan sıcaklık stresine ve Marmara Denizi’nde iklim değişikliği ile oksijensizleşmenin birlikte yarattığı kalıcı risklere işaret ediyor.
Türkiye İş Bankası’nın “Dünya bizim gelecek bizim” yaklaşımıyla ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün kullanımına sunduğu insansız su altı planörü (glider) Deniz Kâşifi, 2023’ten bu yana Türkiye’nin tüm denizlerinde veri topluyor.
Bu çalışma;
iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkilerini,
denizlerdeki oksijensizleşme süreçlerini,
biyokimyasal döngülerdeki değişimleri
sistematik ve düzenli bir şekilde izlemeyi mümkün kılıyor.
Deniz Kâşifi’nin topladığı verilere göre, Türk denizlerinde deniz suyu sıcaklığı artışı sürüyor.
Akdeniz’de, iklim değişikliğinin etkileri belirginleşirken,
Marmara Denizi’nde ise bu tabloya oksijensizleşme baskısı ekleniyor.
Marmara’da müsilaj deniz yüzeyinde her zaman görünür olmasa da, ekosistem üzerindeki tehdidin devam ettiği açıkça ortaya konuyor.
Deniz ekosistemi açısından hayati öneme sahip olan deniz girdapları, Deniz Kâşifi’nin ölçümlerinin odak noktalarından biri oldu. Derin tabakalardan yüzeye besin maddesi taşıyan bu girdaplar; plankton üretimini artırıyor, biyolojik çeşitliliği destekliyor ve ısı ile tuzluluk dağılımı üzerinden bölgesel iklim dinamiklerine katkı sağlıyor.
2025 yılında Akdeniz’de 60 gün boyunca çalışan Deniz Kâşifi: 2 bin 100 kilometreden fazla yol kat etti, 900 dalış gerçekleştirdi.
Bu sayede, Akdeniz için adeta “can suyu” olan deniz girdapları ilk kez bu kadar uzun süreli ve ayrıntılı biçimde ölçümlendi. Antalya Körfezi ve açıklarını kapsayan yeni çalışma sahası, Doğu Akdeniz’in beklenenden çok daha dinamik bir girdap yapısına sahip olduğunu ortaya koydu.
Deniz Kâşifi, Antalya’nın yaklaşık 150 kilometre açığında yer alan ve Batı Kıbrıs Girdabı olarak bilinen oluşuma dair de önemli bulgular elde etti. Derin dalışlar ve erişimi zor alanlarda yapılan sistematik ölçümler sayesinde: girdapların boyutu, zaman içindeki hareketleri, konum değişimleri ilk kez bu ayrıntıda izlenebildi.
Bu girdapların taşıdığı ısı ve maddeler, Akdeniz’in sıcaklık ve iklim dengesinin düzenlenmesine katkı sağlıyor. Mersin ve Antalya Körfezi gibi kapalı bölgelerde ise serin ve temiz sular taşıyarak adeta bir “doğal havalandırma” işlevi görüyor.
Deniz Kâşifi, 2025 yılında Marmara Denizi’nde 30 gün boyunca suda kalarak: 600 kilometrelik rota, 807 dalış gerçekleştirdi. Çınarcık, Tekirdağ ve Marmara Ereğlisi çukurlarında yapılan ölçümler; üst tabaka hareketliliğinden oksijen taşınımına, müsilajın dağılımından akıntı dinamiklerine kadar kritik veriler sundu.
Bir ay süren bu çalışma, Marmara Denizi’nde bugüne kadar yapılan en kapsamlı müsilaj izleme çalışması olarak kayda geçti.
Elde edilen veriler, müsilajın bir ay boyunca sürekli üretildiğini ve geniş bir alana yayıldığını gösterdi. Marmara Denizi’nin yapısal özellikleri nedeniyle müsilajın su kolonunda akıntılarla nasıl taşındığı ayrıntılı biçimde haritalandı.
Özellikle Tekirdağ–Orta Çukur bölgesinde oluşan girdabın müsilajlı tabakayı yüzeye taşıdığı, daha hızlı hareket eden yüzey sularına aktararak sistemden daha çabuk uzaklaştırdığı tespit edildi. Bu döngü, Deniz Kâşifi sayesinde ilk kez uzun süreli olarak gözlemlendi.
Deniz Kâşifi’nin 2025 verilerini değerlendiren ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, çalışmanın önemini şu sözlerle özetliyor:
“Deniz Kâşifi’nin ölçümleri sayesinde daha önce spot gözlemlerle sınırlı kalan birçok konu, sistematik ve uzun dönemli akademik izleme sürecine girdi. Marmara ve Akdeniz’de girdap yapıları ile su sıcaklıklarının zaman içindeki değişimini net biçimde ortaya koyduk. Ayrıca Marmara Denizi’nde müsilaj ilk kez bu kadar uzun süre kesintisiz izlendi. Bulgular, müsilajın yüzeyde görünmese bile denizin derinliklerinde yaygın olduğunu ve Marmara’nın fiziksel koşullarının sürekli müsilaj üretimine elverişli olduğunu gösteriyor. Bu tablo, sorunun geçici değil, kalıcı önlemler gerektiren yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.”